|
|
 |
|
|
ÖZÜR DİLEMEK, İNSANIN AYRICALIĞIDIR
Bana yazarak, kendini çok günahkâr görüp, artık varlığından utandığını, Rabbinin karşısına çıkmayı da iki yüzlülük gibi gördüğünü söyleyen kardeşlerim var. Bu kardeşlerimi ümide davet ediyorum; Allah’ın rahmetinden umut kesmemeleri gerektiğini hatırlatıyorum.
Unutmayın ki, bu konuda kimse kimseden daha aşağıda ya da yukarıda değildir. Defterlerimiz açılmadan “iyi” ya da “kötü” olduğumuza karar veremeyiz. Çünkü kimse kimsenin gerçekte işlediği günahı bilmiyor; herkes hataları konusunda kendisine sırdaştır. Öyleyse, kendimizi çok günahkâr bilme halini umutsuzluk sebebi değil, Rabbin af dergâhına daha çok yakınlık kazanma fırsatı olarak görelim. “Senden başka kime gideyim ki..” çaresizliğini ancak o utanç ve pişmanlık halinde yaşarız. Çarenin yalnız O’nda olduğunu içten içe bilme halini samimi tazarrularımız için, gözü yaşlı yakarışlarımız için başlangıç eyleyebiliriz. Böylesi günahların ağırlığının bizi O’nun dergahına götürmesi, hiç günahsızlık sandığımız şımarıklık hallerinden daha hayırlı olabilir. Sonunda kibir ve kendini beğenmişlik üreten bir hatasızlık değil de, bizi mahcup eden, kusurumuzu itiraf ettiren bir hata Rabbimize daha doğrudan bir yakınlık vesilesi olabilir.
***
Tövbe etmek özür dilemektir. Rabbimizin ancak biz insanlara takdir ettiği bir nasiptir özür dilemek. Belki de meleklerden üstün olabileceğimizin sırrı burada saklıdır. Çünkü, melekler hiç hata etmedikleri/edemedikleri için özür dilemeleri gerekmez. Şeytan ise hatasını hata olarak kabullenmediği için özür dilemez. Ancak insan, hata eder, hata ettiğini kabul eder, özür diler.
***
Bu yazıya ilk yorumu yazın | Görüntüleme sayısı: 215 |
|
Devamı...
|
|
Çocuk cinsel istismarı ve çocuğu koruma yöntemleri
Bir yetişkinin, çocuğa cinsel yaklaşımda bulunmasına “cinsel istismar” diyoruz. Konuya öncelikle istismarın kapsamlı biçimde tanımını yaparak başlamayı uygun buluyorum. Cinsel istismarı, sadece cinsel ilişkiye girmek anlamında yorumlamamak gerekir. Çocuk hiçbir şekilde kendisine yapılacak olan cinsel içerikli eylemlerin manasını yorumlayacak durumda değildir. Savunmasızdır. Bu nedenle çocuğa yapılacak her türlü, çocuğu soyunurken gözlemlemek, bunu kaydetmek, öpmek, cinsel içerikli söz söylemek, cinsel organına dokunmak, yetişkinin kendi cinsel organına dokunmasını istemesi, yetişkin cinsel eylemlerinin seyrettirilmesi, kucaklanması… vb. hatta normal gibi gelen bir çok yetişkin davranışı, cinsel istismar kapsamına girmektedir.
Çocuk maalesef ilk önce aile içinde cinsel istismara uğramaktadır. Ve bu toplumda “normal” görünen aile bireyleri, komşuları, kendinden büyük oyun arkadaşları vb. kişiler tarafından gerçekleştirilmektedir. Durum böyle olduğunda çocuklar gerçekten çok büyük tehlike altında bulunmaktadırlar. Cinsel istismarın daha ilerisi tecavüzdür. Ve çok küçük yaşlarda gene aile içinde başlamak üzere tecavüze uğrayan çocukların sayısı da az değildir. Bir yetişkin, ergenlik çağındaki genç, bir kadın, bir erkek, aile bireyleri, bir yabancı, aile dostu, komşu, akraba, hatta öz anne baba bile cinsel istismar yapabilmektedir. Tüm bunları düşündüğümüzde, “ÇOCUKLARIMIZI BU TEHLİKEDEN NASIL KORUYACAĞIZ?” sorusu zihinlerimizi kurcalamaya, hatta korkulu rüya haline gelmeye başlamaktadır. Ve siz istismar eden bu kişileri “çoğunlukla” dış görünüşlerinden anlayamazsınız. Peki ne yapacağız? Öncelikle insanları kötüleyerek, çocuğun çevresindeki herkese güvensizlik ve korku geliştirmesini sağlayarak, gözümüzün önünden ayırmayarak, sürekli başına bir şey geleceğinden endişe ederek ya da cinselliği kötü bir şey olarak ilan ederek bu işi başaramayız. Bu çocuğun ilerideki cinsel hayatını ve insanlara, ebeveynlerine olan güvenini olumsuz etkileyecek ve daha olumsuz sonuçlara yol açacaktır.
Bu yazıya ilk yorumu yazın | Görüntüleme sayısı: 214 |
|
Devamı...
|
|
ZİLE(Özlüce) MEDENİYETLERİN BULUŞTUĞU KÖY
Zile; yeni adıyla Özlüce Köyü, Derinkuyu sınırları içerisinde bir dağın eteğinde kurulmuş şirin bir antik köydür. Özlüce, bugün turizme açık, muazzam bir yer altı şehri, eski camii, beyaz kemerli ve nakışlı taş evleri ve yaklaşık 1500 nüfusu ile canlı ve etkileyici bir köydür.
Kiliseden Camiye çevrildiği için köylünün “Kilise -Camii” dediği ibadethane; mimari yapısı, yapı ve pencere demirlerinin üzerlerindeki haçlarla, girişteki duvar üzerinde bulunan aziz ve Hz. İsa’nın doğumunu tasvir eden resimlerle ve minare-siyle adeta bir kilise Camii dir ve belki bir eşi de yoktur. 1930 yılında Muacır Rıfat Bey tarafından 500 TL.sına hazineden alınıp Camii olarak kullanılmaya başlanan kilise 16 Mart 1849 yılında ibadete açılmıştır. Giriş kapısının üzerindeki Rumca kitabede:
“Bu çok mukaddes ve pek güzel kilise, 12 Havariler kilise-sidir. Hıristiyanlığa bağlı Ortodoks Hristiyanlan arkasına alan Konya ve yöresi despotu Neofıtos’un ve halkın büyük bağış ve gayretleri ile Sultan Mecid’in saltanatı devrinde inşa edildi. İsa Mesih’e asırlarca şan versin diye… Mübarek sene 1849, mart 16” yazılıdır. Kilise hiç bir şeye dokunulmadan restore edilmiş, bir minare ve mihrap ilavesi ile 1939 yılında cami olarak ibadete açılmıştır. İkinci Camii “Yeni Camii” 1965 yılında küçük mescidin yerine yapılmıştır.
Köyde “maşatlık”taki harap kilisenin acil restorasyona ihtiyacı vardır.
1892 yılında yöreye özgü kesme taşlardan yapılmış köyün tek ilköğretim okulu gösterişli bir mimariye sahiptir ve halen ilköğretim okulu olarak kullanılmaktadır.
Köyde bulunan bazı eski evlerin yer altı şehri ile bağlantısı bulunmaktadır. 1900 yılları başlarında Zile’de’ 350 hane Rum 20 hane kadar da Türk evi bulunmaktadır.
Türkler bu köye yaklaşık 2 km uzaklıktaki “Ören”den gelip yerleşmişler ve genelde Zengin Rum ailelere yardım ederek yaşamlarını sürdürmüşlerdir.
Bu yazıya ilk yorumu yazın | Görüntüleme sayısı: 205 |
Zile(Özlüce)’de Hasan ile Maria'nın aşkı
Yıl 1919… Mustafa Kemal Atatürk’ün istiklal Savaşını başlatmak için Samsun’a gittiği yıl. Maria 16 yaşlarında iri siyah gözleri ve uzun siyah saçları ile dikkat çeken varlıklı bir Rum ailesinin güzel bir kızı. Kuzeyde, köyün yaslandığı dağın eteğinde “12 Havariler Kili-sesi’ne ve “Eski Camiye” bakan güzel, kemerli bir evde yaşamaktadır. Hasan bal rengi gözleriyle genç kızların rüyalarını süsleyen, kumral, yanık tenli 18 yaşlarında yakışıklı bir Türk gencidir. Hasan’m ailesi Manaların üzüm bağlarında çalışmaktadır. Farklı dinde fakat ortak duygu ve inançtaki iki genç birbirlerine karşı duyarsız değildir. Üzüm bağlarında sık sık göz göze gelirler. Duygulan birbirine kilitlenmiştir iki gencin. Maria pencereden köyü izlerken hep Hasan’ı düşünür. Bal rengi gözleri aklından çıkmaz hiç. Hasan da rüyalarında Maria’yı görür hep. Bir Cuma günü Hasan, Cuma namazından sonra, ellerini açar Maria’yı sevdiğini Allah’a söyler ve onu kendisine kavuşturması için dua eder, Allah’a yakarır. Bir mucize ister… Aynı gün Maria’da “12 Havariler Ki-lisesi’nde” aynı amaç için dua eder. Mutludur ama içinde bir umutsuzluk vardır yine de..İki genç o gün, bağ dönüşü “yalnız Armut”da buluşmak üzere sözleşirler. Yalnız Armut, köyün yaslandığı dağın yaklaşık 1500 m. yükseklikteki tepesine yakın bir yerde bir asırdır tek başına köyü seyreden bir yabani armut ağacıdır. Kimbilir ne aşklara tanıklık yapmıştır. İlkin Hasan çıkar yalnız armuta. Ağaca yaslanır, başını elleri arasına koyup köyü seyreder. Maria’nm gelişini izler. Maria da gelir bir süre sonra. Birlikte köyü seyrederler uzun uzun hiç konuşmadan… Kalpleri konuşuyordur hiç kuşkusuz o an. Yakında askere gidecektir Hasan. Ma-ria’dan kendisini beklemesini ister, söz alır. Tarla ve üzüm bağlarında çalışanlar yavaş yavaş toparlanmaktadır. Hava kararmaya, yıldızlar belirmeye başlar. Ay gösterir o tatlı yüzünü. Maria Hasan’a kendi işlediği bir mendili verir. Beni sakın unutma der sevgilisine. Hasan ise bir dağ çiçeği yerleştirir sevgilisinin saçlarına. Maria’nın elini tutar ve avucunu öper sessizce. Sadece yalnız armut, yeni çıkan yıldızlar ve ay şahit olmuştur bu öpüşe. Allah’a dua ederler tekrar yürekten…
Yıl 1923 savaş sona ermiş, zor günler geride kalmıştır. Fakat Hasan dönmemiştir. Maria’nın gözleri hep Hasan’ı arar. Sık sık yalnız armuta çıkar tek basma. Hüznünü, gözyaşını paylaşır onunla. “Mübadele” başlamıştır 1925′lerde. Rumlar, Yunanistan’a gider. Selanik Türkleri’de Rumlardan boşalan köylere yerleşmeye başlar. Maria ızdırap içindedir. Hasan’a kızgındır. Onu yarı yolda bıraktığı için. Ama sözü sözdür. Hasan’ı bekleyecektir ölünceye kadar. Hep bu umutla yaşar. Ama Hasan hiç dönmez. Maria birçok kez ziyaret eder Zile’yi… Ama sevgilisi yoktur. Sonsuzlukta Maria’yı bekliyordur mutlaka o da… Kim bilir belki şu an birliktedirler..
Anonim
Bu yazıya ilk yorumu yazın | Görüntüleme sayısı: 205 |
| | << İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>
| | Sonuç 89 - 99 Toplam 151 |
|
|
 |
|
|